Bende Bugün….

Nasıl mı gidiyor hayat? En yapmayacağım şeyleri yapıyorum… En olur olmaz’ları olduruyorum artık…

Büyük konuşuyorum. Çok büyük konuşuyorum… Sevmediklerimi seviyor, sevdiklerimi sabit tutuyorum… İleriye bakıyorum artık, geçmişi unutuyorum. Hatalarımı, keşkelerimi gizlemiyorum mesela… Olduğum gibi oluyor, gördüğüm gibi görüyorum… Baktığın gibiyim. Ne azı, ne fazlası… Düşünmüyorum artık fütursuzca. Olsun bakarız’lara terfi ediyorum ruhumu, bir kez daha. Olamayacaklarımı da dillendiriyorum artık. Gerçeklerle yüzleşiyorum! Görmek istediğimi değil, gördüğümü görüyorum. Düşlediğimi değil, düşlenebileni düşlüyorum. Asla asla dediklerimi yapıyorum ben artık. Hayatın o mükemmel kesinsizliğine karşı duruyorum. Ne mi yapıyorum? Kahve içiyorum artık mesela, Hayatın hiç’lerini en’lere çeviriyorum. Her defasında kendi istediğimin olamayacağını söylüyorum kendime. Hayatın bir düzeni olduğunu savunuyor, kendi rolüme çalışıyorum sadece. Kesin kararları atıyorum hayattan…  Hayatta’ları da savuruyorum. En olası ihtimalleri siliyorum. Sevmiyorum alışılageleni veya gelmeyeni… Şu hayatın en yapılamacak şeyi yapıyorum ben artık, kesin çizgilerimi kaldırıyorum. Aşıyorum uçsuz bucaksız duvarlarımı…

Hayatın Nasıl?

Olur diyorum, bazen de olabilir… Hayat diyorum. Bazen de ölüm diyorum… Savurgan sevgilerimizi, yok saydığımız saygılarımızı anıyorum! Emekleri görüyorum artık! Zamanı… Öyle değilmiş ki’leri öğreniyorum. Öğrendikçe şaşırmıyorum. Alışıyorum artık… Görünenle, görünmek istemeyeni ayırt edebiliyorum. Kararı görüyorum, kararsızlığı seziyorum. Ama ya…’ları hissediyorum. Keşkelerimi parçalıyorum. Parçalıyorum ki, o güzeller güzeli hayatımızı daha da güzelleştirmesin(!)

Hani bazen de düşünmüyor değilim bu noktada hayatın; Behçet Necatigil’in güzel dizelerini… ”Ya ümitsizsiniz, ya da ümitsiz… Ya çaresizsiniz, ya da çare sizsiniz!” Duruyorum, okuyup idrak edebilmek için… Ya çareymişiz, ya çaresiz. Ya olurmuşuz bu hayatta, ya olmaz… Ya bütünmüşüz, ya yarımmış. Ya güzelmişiz biz, ya hep çok çirkin. Ya düşmezmişiz hiç, ya da yerden kalkmak nedir bilmezmişiz! Ya susarmışız bağır çağır, ya hıçkırarak haykırırmışız, gerçeği… Ya ölümmüşüz, ya ömür… Ya görünürmüşüz, ya görünmez. Ya hadsizmişiz, ya da fazla itaatkar. Hani ya öykeymiş ya da böyleymiş! Kanunmuş yahu bu! Düzeniymiş, hayatın… Evrenin… Ya O’ymuşsun ya da ”bu” denilecek kadar, basit…

Keyfe, kedere ayırdığın zaman kadarmış ömrün… Yoktan var’larla dolacak kadar sıradanmış hayatın… Alışageldiğin düzeni, kuralı yıkacak kadar cesur, boyun eğecek kadar esir…

Ben böyle düşünüyorum, sen ne düşünüyorsun? Baksana artık hayatına, gününe, güzeline, hasına… Bak hadi daha vaktin varken… Bak da değsin bu güzel ömrüne, ömrüme, ömürlere …

Android için WordPress ile gönderilmiştir

BASİT Biri Değilim

Gözlerimi Kanatırcasına
Ağladığım Gecelerim de Var,
Kahkahalara Sarılmış Anılarım da..

Herkes Kadar DERTLİ,
Bazılarından FAKİR, Çoğundan ZENGİNİM..
Küfemde Taşıdığım Hayallerim,
Söylenecek Şarkılarım,
Paylaşılacak Dostluklarım Var..
Bilmeyene Sevmeyi Öğretecek Kadar Büyük Bir KALBİM,
Gidene Beddua Edemeyen DİLİM Var..

Yüreğimi Korkak Büyütmedim..
Kaybettiklerim, Dağıttıgım Servetimdir!…

Kırılgan bir çocuğum ben
Yüreğim cam kırığı
Bütün duygulardan önce
Öğrendim ayrılığı …

Saldırgan diyorlar bana
Oysa kırılganım ben
Gözyaşlarım mücevher
Saklıyorum herkesten

Ürküyorlar gözümdeki ateşten
Ürküyorlar dilimdeki zehirden
Ürküyorlar o dur durak bilmeyen
gözükara cesaretimden
Diyorlar: Bir yanı sarp bir uçurum,
Bir yanı çılgın dağ doruğu.
Oysa böyle yapmasam ben
Nasıl korurum içimdeki çocuğu?

Bir yanım çılgın nar ağacı
Bir yanım buz sarayı..

Can Yücel

Android için WordPress ile gönderilmiştir

UYAN

Herşeye rağmen direnmek bence cokda akıllıca bir duygu değil. Evet benim de çoğunlukla burnumun dikine gidisim çoktur. Ancak hayat durumuyla bu kadar inatlasmak yanlızca yoruyor insanı. Bu günlerde boş duygular içindeyim. 6 gündür yoğun bakım önünde iyi haberler için umutla bekliyoruz. Keskeyle başlayan hiç bir cümleyi sevmem. İnsanı yaşarken öldürür , içini hızla tüketir. Şimdi hayatla bulunmama vesile olan insan için umutla her gün bu kapidayim. İleri derece de KOAH hastası ve doktorların uyarıları ona tesir etmedi. 3 senedir yeni standartlara biz alistikta o inatla kabul etmedi bu durumu.

Tabi malum alışkanlıklar hiç bir şey olmamış gibi devam etti. Şimdi ise koca bir aile (4 kardeş 6 torun ) ondan iyi haber istiyoruz. Umarım keşke demeden bu durumu kurtarirsin. Seni bekliyoruz. Uyan……

Android için WordPress ile gönderilmiştir

Zihinsel Çarpıtmaları Bulmak

Zihnin çalışma sistemi içinde çarpıtmalar yapmak vardır. Bilişsel çarpıtmalar bir çok durumda işimize yarar. Örneğin, genelleme yaparak aynı şeyleri her gün tekrar tekrar öğrenmek zorunda kalmayız. Zihinsel filtre yaparak istediğimiz konuya odaklanırız. Ama bilişsel çarpıtmaların işimize yaramadığı zamanlar vardır. Yoğun, uzun süreli, işlevsiz olumsuz duyguların sebebi de bilişsel çarpıtmalar olabilir. Kendinizi üzgün, öfkeli ya da olumsuz başka bir duygu hissettiğiniz bir zamanı ve o zamanda zihninizden geçen düşünceleri hatırlayın. Aşağıdaki 10 farklı bilişsel çarpıtma biçimini gösteren tabloyu gözden geçirin ve o duyguları hissederken zihninizden geçen düşüncelerdeki bilişsel çarpıtmaları görün.

1- YA HEP YA HİÇ DÜŞÜNCESİ: Her şeyi siyah ya da beyaz görürsünüz. Eğer performansınız mükemmelin altındaysa kendinizi tamamen başarısız bulursunuz.

2- AŞIRI GENELLEME: Tek bir olumsuz deneyimi sürekli olarak tekrar edecekmiş gibi görürsünüz.

3- ZİHİNSEL FİLTRE: Sadece olumsuz yanları, bazen tek bir olumsuz detayı görür, onlarla uğraşır durusunuz, olumlu yanları tamamen görmezden gelirsiniz, gerçeğe bakışınız bir damla mürekkebin tüm şişedeki suyu bulandırası gibi kararır.

4- OLUMLUYU GEÇERSİZ KILMAK: Olumlu olayların şu ya da bu nedenlerden dolayı “sayılmaz” olmasında ısrar edersiniz. Böylece günlük hayatınızla ters düşen olumsuz bir düşünceye kapılırsınız.

5- SONUÇLARA ATLAMA: Vardığınız sonucu destekleyecek kesin kanıtlar olmamasına rağmen olumsuz bir değerlendirme yaparsınız.

a) Akıl okumak: Kendinizce birinin sizin hakkınızda olumsuz düşündüğünü düşünür, araştırmaya bile gerek duymazsınız.

b) Falcılık: İşlerin kötü gideceğini öngörür, kehanetinizin bir gerçek olduğuna ikna olursunuz.

6- AŞIRI BÜYÜTME (Felaketleştirme) ya da KÜÇÜLTME: Hatalarınızı ya da başkalarının değerini büyütür, başarılarınızı ya da başkalarının hatalarını küçültürsünüz.

7- DUYGUSAL KARARLAR: Olumsuz hislerinizin aslında geçeği yansıttığına inanırsınız. “Suçlu hissediyorum, o zaman suçluyum.”

8- MELİ-MALI CÜMLELERİ: Kendinizi, başkalarını ya da deneyimlerinizi –meli,       -malı’larla değerlendirirsiniz.

9- ETİKETLEME VE YANLIŞ ETİKETLEME: Aşırı genellemenin uç halidir. Hatanızı tarif etmek yerine, kendinize olumsuz bir etiket yapıştırırsınız. “Ben beceriksizin tekiyim.” Başka birinin hoşunuza gitmeyen davranışı karşısında “Kahrolası iğrenç herif!” dersiniz. Yanlış etiketleme bir olayı çok renkli ve duygu yüklü bir dille anlatmayı içerir.

10-KİŞİSELLEŞTİRME: Kendinizi aslında başlıca sorumlusu olmadığınız bir olayın nedeni olarak görürüsünüz. Ya da aslında sizinle ilgisi olmayan bir sözü ya da davranışı üstünüze alınırsınız.

Aşağıda işini kaybeden bir kişinin “Ben doğuştan kaybetmişim,” düşüncesine kapılarak yaptığı bilişsel çarpıtmaları görüyorsunuz:

    • Ya hep ya hiç düşüncesi: Kendini doğuştan kaybetmiş olarak görüyor çünkü kendisine siyah beyaz kategorisinde bakıyor.
    • Aşırı genelleme: İşini kaybetti ama bunu bütün hayatıyla ve benliğiyle  ilişkilendiriyor.
    • Zihinsel filtre: Yaşadığı olumsuz olaya odaklanarak yaşamının her yönünü karanlık görüyor. Aynen bir damla mürekkebin bir bardak suyu bulandırması gibi.
    • Olumluyu değersizleştirme: Pek çok olumlu özelliğini yok sayıyor.
    • Büyütme ya da küçültme: Yaşadığı olumsuz olayı felaketleştiriyor.
    • Duygusal kararlar: Doğuştan kaybetmiş hissediyor ve gerçekten öyle olduğuna inanıyor.
    • -meli, -malı cümleleri: Her zaman her konuda başarılı olması gerektiğine inanıyor olabilir. Ayrıca iyi bir insan olur ve çok çalışırsa hayatının her zaman sorunsuz gitmesi gerektiğine inanıyor olabilir.
    • Etiketleme: Kendisini “doğuştan kaybetmiş” olarak etiketliyor. Bunun yerine bu deneyimden bir şeyler öğrenebilir ya da yeni bir iş bulmanın yollarını düşünebilir.
    • Kişiselleştirme: İşten atıldığı için otomatik olarak kendini suçluyor. Aslında iş yerindeki birtakım ekonomik sıkıntılar sebebiyle pek çok kişi işten çıkarılmak zorunda kalmıştır. Bu kişinin iş hayatındaki başarısı ise mükemmeldir.

 

 Aşağıdaki örnek durumlardaki çarpıtmaları bularak pratik yapabilirsiniz

1)    Bir ev hanımısınız ve eşiniz bifteğin fazla pişmiş olduğunu söylediğinde çok üzülüyorsunuz. Aklınızdan şunlar geçiyor. “Ben beceriksizin tekiyim. Buna dayanamıyorum. Asla hiçbir şeyi düzgün yapamıyorum. Köle gibi çalışıyorum ve aldığım teşekkür bundan ibaret. Kaba herif!” Bu düşünceler kızgın ve üzgün hissetmenize sebep oluyor. Çarpıtmalarınız aşağıdakilerden bir ya da birkaçını içerir.

a) Ya hep ya hiç düşüncesi

b) Aşırı genelleme

c) Büyütme

d) Etiketleme

e) Hepsi

“Ben beceriksizin tekiyim” Ya hep ya hiç

“Asla hiçbir şeyi düzgün yapamıyorum.” Aşırı genelleme

“Buna dayanamıyorum” Büyütme

“Köle gibi çalışıyorum ve aldığım teşekkür bundan ibaret. Kaba herif!”

Kendinizi ve eşinizi etiketleme

2)    Size kendinizi değerlendirme testi yapmanız gerektiğini söyledim. Birden yüreğiniz sıkıştı. “Hayır, test olmasın ben testlerde hep kötüyümdür. Bu test kısmını atlamam gerekecek. Beni geriyor. Nasıl olsa işe yaramayacak!”

a)     Falcılık yapmak

b)    Aşırı genelleme

c)     Ya hep ya hiç düşüncesi

d)    Kişiselleştirme

e)     Duygusal kararlar

Cevap: a b c e

3)    Pensilvanya Üniversitesinde bir psikiyatristsiniz. New York’taki yayıncınızla görüştükten sonra depresyon konulu çalışmalarınızı toparlamanız gerekiyor. Yayıncınız çok heyecanlı görünmesine rağmen, şu düşünceler yüzünden gergin ve yetersiz hissettiğinizi fark ediyorsunuz. “Benim kitabımı seçmekle büyük hata yaptılar. Düzgün bir iş yapamayacağım. Kitabı güzel, canlı ve göz alıcı yapamayacağım. Yazılarım çok sıradan, fikirlerim yeterince iyi değil.”

a)     Ya hep ya hiç düşüncesi

b)    Falcılık yapmak

c)     Zihinsel filtre

d)    Olumluyu geçersiz kılmak

e)     Büyütmek

Cevap: a b d e

4)    Yalnızsınız ve bir bekârlar partisine katılmaya karar veriyorsunuz. Oraya vardıktan hemen sonra ayrılmak isteği duyuyorsunuz çünkü kendinizi gergin ve savunmada hissediyorsunuz. Aklınızdan şunlar geçiyor: “Belki de pek ilginç insanlar değiller. Neden kendime eziyet edeyim? Bir grup işe yaramaz insan. Biliyorum, çünkü çok sıkıldım. Çekilmez bir parti olacak.”

a)     Etiketleme

b)    Büyütme

c)     Sonuçlara atlama

d)    Duygusal kararlar

e)     Kişiselleştirme

Cevap: a b c d

5)    İşvereninizden işten çıkarılacağınıza dair bir yazı geldi. Kızdınız ve hayal kırıklığına uğradınız. “Bu berbat bir dünyada yaşadığımızı ispatlıyor. Bana hiç rahat yok.”

a)     Ya hep ya hiç

b)    Olumluyu geçersiz kılmak

c)     Aşırı genelleme

d)    Kişiselleştirme

e)     –meli, -malı cümleleri

Cevap: a c

6)    Bir konferans vermek üzeresiniz ve kalbinizin hızla çarptığını hissediyorsunuz. Gergin ve sinirlisiniz. Çünkü aklınızdan şunlar geçiyor. “Tanrım söyleyeceklerimi unutacağım. Konuşmam da güzel değil zaten. Aklıma hiçbir şey gelmeyecek. Rezil olacağım.”

a)     Ya hep ya hiç düşüncesi

b)    Olumluyu geçersiz kılmak

c)     Sonuçlara atlamak (Falcılık yapmak)

d)    Küçültme

e)     Etiketleme

Cevap: a b c d e

7)    Flörtünüz son dakikada arayıp, hastalığından dolayı randevusun iptal ediyor. Kızgınsınız ve hayal kırıklığı yaşıyorsunuz. Şunları düşünüyorsunuz: “Atlatıldım. Durumu bozacak ne yaptım ki?”

a)     Ya hep ya hiç düşüncesi

b)    –meli, -malı cümleleri

c)     Sonuçlara atlama (Akıl okuma)

d)    Kişiselleştirme

e)     Aşırı genelleme

Cevap: c d

8)    İş için gerekli bir raporu erteleyip duruyorsunuz. Her akşam başlamaya çalıştığınızda proje gözünüzde öyle büyüyor ki onun yerine oturup TV izliyorsunuz. Kendinizi bunalmış ve suçlu hissediyorsunuz. Şunları düşünüyorsunuz: “O kadar tembelim ki bu asla bitmeyecek. Kahrolası şeyi yapamıyorum. Sonsuza kadar sürecek. Sonuçta doğru da olmayacak nasılsa.”

a)     Sonuçlara atlama (falcılık yapma)

b)    Aşırı genelleme

c)     Etiketleme

d)    Büyütme

e)     Duygusal kararlar

Cevap: a b c d e

9)    Bir eğitim programına katıldınız ve yöntemleri bir kaç hafta uyguladıktan sonra daha iyi hissetmeye başladınız. Sonra aniden kötü hissettiniz. Boşa ümitlendiğinizi düşünüp, umutsuz, kötü hissediyorsunuz. “Hiçbir yere varamıyorum. Bu yöntemlerin bana hiçbir faydası olmayacak. Şimdiye kadar iyileşmeliydim. O düzelme bir rastlantıydı. Daha iyi hissettiğimi düşünerek kendimi kandırıyordum. Hiç iyileşemeyeceğim.”

a)     Olumluyu geçersiz kılmak

b)    –meli, -malı cümleleri

c)     Duygusal kararlar

d)    Ya hep ya hiç düşüncesi

e)     Sonuçlara atlama

Cevap: a b c d e

10) Rejim yapmaya çalışıyorsunuz. Bu hafta sonu gergindiniz. Yapacak birşeyleriniz olmadığı için de atıştırıp durdunuz. Dördüncü çikolatadan sonra kendinize söyleniyorsunuz. “Kendimi kontrol edemiyorum. Bütün hafta yaptığım diyet ve spor boşa gitti. Bir balon gibi görünüyor olmalıyım. Onu yememeliydim. Buna dayanamıyorum. Bütün hafta sonu bir domuz gibi olacağım.” O kadar suçlu hissetmeye başladınız ki daha iyi hissetmek için son bir çaba ile ağzınıza bir çikolata daha attınız.

a)     Ya hep ya hiç düşüncesi

b)    Etiketleme

c)     Olumsuz tahmin

d)    -meli, -malı cümleleri

e)     Olumluyu geçersiz kılmak

Cevap: a b c d e

 

“İyi Hissetmek” Dr. David Burns

Kış Güneşi

Evet yarından sonra İstanbul’da beş günlük kar geleceğini bangır bangır duyuruyorlar. Ama bugün hava sıcacık. Kış güneşi ısıtıyor ruhumu. Ofisteyim ve inanılmaz yoğun bir tempo var. Ama olsun güneş  minik pırıltısıyla oldukça motive edici.

Aslına bakacak olursak insan enerjisini bitirmek istedikten sonra kar , soğuk, yağmur, çamur, iş yükü hepsi bahane oluyor. Tamam kabul etmek lazım ki yaşam şartları hepimizi zorluyor. Ama çoğu zamanda mutsuz olmak için biz kendimizi zorluyoruz. Gardımızın düşmesi için herşeyi yapıyoruz. Polyana değilim ama kendimi ve biricik minik adamımı çok seviyorum.

Yani yaşamı güzel görmek için tutuğum dallarım var. Biliyorum ki o dallar da benimle olmaktan mutlu. Bence sizlerde kendinize en azından bir dal edinin ve kendinizi , yüreğinizi sevin.

 

Sonsuzlukla ve sevgiyle kalın :))))

Bir Kadından Diğerine Mektup….

 

 

1) KARİYERİNİ KIZLIK SOYADINLA YAP
Şimdi toz pembe, biliyorum; öyle oluyor başta. Ortalarda da idare ediyor hatta. Ama gün geliyor; “kocanın soyadı ile” tanındığını fark ediyorsun. Boşanma aşamasına geldiğinde, yeni bir SEN inşa etmek zorunda kalıyorsun. İş hayatında o güne kadar yaptığın her şey – eğer kocan, mahkeme kararıyla onun soyadını taşımana izin vermezse – alt üst oluyor. Hem, ne gerek var ki “izne” vs’ye? Adınla soyadınla, şânınla yürü. Kalıcı olan SENsin.. senin emeklerin.

2) ÇALIŞ. SAKIN DURMA
Kocan sana diyecek ki “Yahu ne gerek var, ben para kazanıyorum zaten. Sen tadını çıkar evdeki hayatın. Çocuğuna bak, günlere git, spor yap, mutfakta oyalan, alışverişe falan çık, devril yat, takıl istediğin gibi.” Tatlı gelecek, kolay gelecek, işine gelecek belki. Yapma. Kendini geliştirmeyi, kendine yatırım yapmayı bırakma. Yeteneklerine yönel, hayallerini unutma. Oku, çalış, üret. Seçimlerinin; bir zaman sonra “bir başına ve ayakta isen”, anlamı olacak.

3) KENDİ ÖLÇÜNÜ KENDİN AL
Sana “o kadar güçlü değilsin” diyecekler. “Sen başaramazsın” yaftasını yapıştıracaklar. “Bu da nereden çıktı”, “ulaşabileceğin hayaller kur” falan diye de yumurtlayacaklar. Yavaşlatacaklar seni. Şaşırtacaklar, yanıltacaklar. İşin kötüsü, bazen potansiyelinin olmadığına “inandıracaklar” da, kimbilir.. Aman ha, sakın durma, kanma. Sen, neyi başarmak istersen O’sun. Bilfiil kendisi hem de. Nereye bakarsan, oraya gidersin. Senin ölçünü senden başka kimse alamaz. Kendi kıyafetini kendin dik. Nasıl istiyorsan, öyle ol. Uzlaş ama değişme, dönüşme.

4) KANTARIN NE KADAR TARTIYOR?
Her topa girme. Her sorumluluğu alma. Her yükü taşıma. Sonradan ruhsal çöküntü yaratacak, sana “keşke” dedirtecek hiçbir şeye soyunma. Rol çalma. Unutma; her kantar, belirli bir ağırlığa kadar tartar. Fazlasını almak, kantarı yorar. Her şeyi başarmak zorunda değilsin; her sorunun çözümü sende değil. Sen de diğerlerinden farklı değilsin. Enerjinle, moralinle, zaten taşıdığın yüklerinle, gidecek epey yolun var. Çünkü ne oluyor biliyor musun; bir süre sonra insanlar seni takdir etse de, kıyamadıklarını söyleseler de, bu naif (!) yaklaşımlar bi’ b…ka yaramıyor. Madalyan ve hastalıklarınla başbaşa, hayatı sorgulamaya başlıyorsun. Nerede mi? Hastane koridorlarında, uykunu aradığın akşamlarda, elin kolun kalkmadığında, hayata dair umutlarını sorguladığında. Yapma. Sakın yapma.

5) KENDİ ŞARKINI SÖYLE
Seninle dalga geçecek kimileri. Giydiğin elbiseye, kahkahana, oturuşuna-kalkışına karışacaklar, sözüm ona “doğru”ya çekecekler seni tüm iyi niyetleriyle (!). “Aman dans etme, beceremiyorsun” diyenler çıkacak. Sesinin kötülüğünden dem vuracaklar.. Susma. Kendi şarkını söyle. Canın nerede, ne zaman, nasıl istiyorsa, öyle söyle. Hayatın, “senin şarkın”. Notalar senin, kulak senin, ses senin. Ne istiyorsan, onu söyle. Kendi şarkını yaz. Bağıra çağıra söylemeye başladığında, altında senin imzan olsun. Kendi şarkısını yazamayanlar lâf atacaktır; gülümse.

6) HAFIZANI DİRİ TUT.
Neydin sen? Neredeydin? Nereye gidiyordun? Nasıl olacaktı? Neler yaşayacaktın? Sorularını sakın bırakma. Her sabah, kahveni içerken listene göz at; neresindesin, n’apıyorsun? “Biz” olup bambaşka bir maratona girmişken; “ben” bir yerlerde tıkanmış, arkadan nefes nefese, önündeki kâfileye umutsuzca bakıyor olabilir mi?
Sakın unutma. Başlangıç noktanı, başlangıç sebebini; yürüdüğün yol ile teyit et.

7) KALBİNİ DİNLE
Ne olursa olsun, neye mâl olursa olsun, kalbini dinle. Seni nereye götürürse götürsün, sana ne yaptırırsa yaptırsın, kalbini dinle. Dibine kadar sev, sonuna kadar git, olmadıysa bambaşka bir yola git.. Hattâ istiyorsan dur ama hep kendini, hep kalbini dinle. İnsanların eğilimlerine, tepkilerine, eleştirilerine aldanıp, “onaylanan” yolu seçme. Kendi yolundan git. Kalbinin yolundan.

8) VAZGEÇMEYİ BİL
Israr etme. Bittiyse, diretme. Serbest bırak kendini de, yolundakileri de. Eğer kader diye bir şey varsa, elbet tecelli edecek. Eğer “farklı” olacaksa bir şeyler; elbet o “yeni” de paşa paşa önüne gelecek. Bırakmayı bil. Vazgeçmek=Özgürlük. Vazgeçmek=Yeni seçimlere ilerlemek. Ve hiçbir seçim, geleceği “özünde” değiştirmeyecek: Özendiğin insanlar kadar özgürsün, sürprizlerle dolusun, rengârenksin sen de.

9) HERKES GİTTİĞİNDE, KALAN MANZARA SENİ MUTLU ETSİN
Kocan gidebilir. Çocuğun Allah’ın emri gidecek. Annen, baban.. Eninde sonunda yalnız kalacaksın. Cebinde ne varsa, kaderin o. Hesapladın mı, neler birikmiş çıkınında? Ne kadar erken, o kadar iyi. Henüz harekete geçmediysen, şimdi başla.

10) HER BAŞLANGIÇ İYİDİR
Seçimlerini yaparken, şartlara takılma. O şartlar, bu ânın şartları ve senin bugüne kadarki tecrübelerinle geliştirdiğin inançların. Hepsi bu. İçindeki o BAMBAŞKA SENle tanışmadın, onu keşfetmedin daha. O SEN, seni hep mutlu edecek, yalnız bırakmayacak; emin ol. Kendine tutun. Başlangıçlar insanı diri tutar. Bitişlere tutunursan, düşersin. İÇİNDEKİ SENe şans ver. Seni utandırmayacağını göreceksin.”

(DİP’in yazarı, Didem Deligönül)

mektup….

Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup, can vererek beni ödüllendirse; aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm. Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim. Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı düşünürdüm.
İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır…
Başkaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim.Başkaları uyurken, uyanık kalmaya gayret ederdim.Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım.
Eğer Tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir,sadece vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım. Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı, nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin göstermesini beklerdim.
Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti şiirleri okur ve serenadlar söylerdim. Gozyaşlarımla gülleri sular, vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek, dudak kırmızısı taç yapraklarından öpmek isterdim.
Tanrım bir yudumluk yaşamım olsaydı…
Gün geçmesin ki, karşılaştığım tüm insanlara onları sevdiğimi söylemeyeyim. Tüm kadın ve erkekleri, en sevdiğim insanlar oldukları konusunda birer birer ikna ederdim. Ve aşk içinde yaşardım.
Erkeklere, yaşlandıkları zaman aşkı bırakmalarının ne kadar yanlış olduğunu anlatırdım. Çünkü insan aşkı bırakınca yaşlanır.
Çocuklara kanat verirdim. Ama uçmayı kendi başlarına öğrenmelerine olanak sağlardım.
Yaşlılara ise, ölümün yaşlanma ile değil unutma ile geldiğini öğretirdim. Ey insanlar sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim. Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim.
Yeni doğan küçük bir bebeğin babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkum ettiğini öğrendim.
Sizlerden çok şey öğrendim. Ama bu öğrendiklerim pek işe yaramayacak.
Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim.
Mutsuz bir şekilde…
Artık ölebilir miyim?
* Gabriel Garcia Marquez